İnanç ve Tefekkür

Zemzem: Allah'ın Rahmeti

Bir kuyunun ardındaki niyet, tevekkül ve rahmet üzerine tefekkür.

Bilimsel araştırmalarımın sonuçlarını, bir de Kur'an'da ele almayı severim; zira dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyorum: Bu muazzam denge ve döngüde olan kâinat bir tesadüf olamaz. Bir hesaplayanı, tasarımcısı ve yaratanı var: Allah. O'nun bizim için yarattığı bu mucizevi dünyayı araştırmak ve keşfetmek, bence kulluk görevlerimizden biridir.

Kur'an çoğu zaman mekanizmayı değil, hayreti öğretir ki Rabbimizin yüceliğini görelim. Bilim ise mekanizmayı araştırır, sebep–sonuç ilişkisini gösterir. Bu yüzden ikisini rakip değil, farklı fakat aynı evrene bakan pencereler olarak görmek hem ilmî hem de dinî açıdan daha sağlam bir yaklaşım olur.

Zemzem kuyusunu bilimsel açıdan ele aldıktan sonra, bende oluşan tefekkür sorularını ve bulduğum cevapları sizinle de paylaşmak istiyorum.

Kaynağı cennetten mi geliyor?

Önceden şunu belirteyim: Zemzem suyunun kaynağı, dünya suları içinde bile başlı başına bir mucize. Düşünsenize, çölün ve kurak bir alanın altında devasa göletler — yani akiferler — var ve bu su hiç tükenmiyor; bu doğal su deposu sürekli doluyor. İster kaynağı cennette olsun ister dünyada, sonuçta onu besleyen Allah.

Çölün altında görünmeyen yeraltı su damarları
Görünen kuraklık, görünmeyen bolluk: kumun altındaki su damarları.

İslam'da Zemzem'in en büyük mucizesi, kimyasal yapısından önce var oluş şeklidir.

Rivayet: Susuz vadide bir umut

Rivayetlere göre Hz. İbrahim (a.s.), Allah'ın emri üzerine eşi Hz. Hacer'i ve çok küçük yaşlardaki oğlu Hz. İsmail'i bugün Kâbe'nin bulunduğu bölgeye götürüp orada bıraktı. Hacer, bunun Allah'tan geldiğini bildiği için tevekkül içinde bunu kabullendi.

Kurak çölde su ararken Safa ile Merve tepeleri arasında yedi kez gidip geldi. Tam yedinci kez döndüğünde İsmail'in oturduğu yerden su fışkırdığını gördü ve suyun etrafa yayılmaması için "zem, zem" — yani "dur, dur" — diyerek etrafını çevirdi. O dua ederek su ararken, Cebrâil (a.s.) Rabbimizin emriyle geldi; kimi rivayetlerde kanadını, kimilerinde ayağını yere vurdu ve su böylece fışkırmaya başladı.

Çatlamış kurak topraktan fışkıran berrak su
Umudun bittiği yerde açılan bir kapı.

Sahih al-Buhârî ve Sahih Müslim'de geçen rivayetlerde Cebrâil'in gelmesi, suyun yerden fışkırması, Hz. Hacer'in "zem zem" demesi ve Zemzem'in bereketi anlatılır.

Bazı hadis kaynaklarında ve sonraki eserlerde ise "Zemzem, cennet kaynaklarından bir kaynaktır" anlamında rivayetler nakledilir. Ancak hadis âlimlerinin önemli bir kısmı bu rivayetlerin isnad bakımından sahih olmadığını, zayıf veya münker kabul edildiğini belirtmiştir. Bu nedenle akaid (inanç) açısından kesin bilgi olarak kullanılmaz.

Zemzem, Kâbe'nin bulunduğu kutsal mekânın bir parçası olduğu için halk arasında zamanla "cennetten gelen su" olarak anılmıştır. Bu, doğrudan bir sahih hadis değil; kutsiyet üzerinden gelişen bir yorumdur.

Her şey niyette başlar

Sorularımın cevabını ararken, beni daha derin düşüncelere teşvik eden sahih hadislere rastladım. Vurucu rivayetlerden birine özellikle değinmek istiyorum:

"Zemzem suyu, hangi niyetle içilirse ona göredir."(İbn Mâce, Menâsik)
Karanlık su yüzeyinde tek bir damladan yayılan halkalar
Bir niyet, bir damla gibidir: yayıldığı yeri belirler.

Bu hadisin vurucu noktası şudur: Her şey zihinde ve niyette başlar. Modern dünyada insanlar doğu felsefelerinden ve batıdan gelen "secret" akımından esinlenerek "kendi hikâyemi kendim yazarım" gayesine girmişler. Oysa İslam'ı anlamak sadece dünyanın işleyişini değil, daha çok insanın işlevini — yani insanın yaratılışını — anlamak demektir.

Zemzem'le ne alakası mı var? Hem de çok alakası var bence. Bu hadiste belirtildiği gibi mesele suyun kendisinde değil, niyetindedir. Nasıl düşünürsen düşünce ve hayallerin o şekilde tecelli eder. Önemli olan, hangi düşünce ve hayallerin kalbimizin derinliklerinde yer ettiğidir. Frekans enerjisi kalp enerjisinden geçer; neleri çektiğimizi kalbimiz belirler. O yüzdendir ki birçok insan "korktuğum başıma geldi" der: Zihnimizle bir şeyi hayal edebiliriz, fakat kalbimizin derinliklerinde korkularımız daha ağır basıyorsa onun frekansını yayarız ve o tür olayları ya da kişileri çekeriz.

Buradaki rahmet — Zemzem suyu, yani hayatın ve canlılığın kaynağı — derinlerden, görünmezlerden geliyor; tıpkı insanın gerçek gücünün kendi derinliklerinde olduğu gibi.

Hacer'in tevekkülü: "Gördüklerimiz bizi aldatmasın"

Bu hayat hikâyesinde sonsuz bir güven, umut ve tevekkül de var — Hz. Hacer'de gördüğümüz gibi. Onun gördüğü kurak, susuz bir çöldü: hayatın imkânsız olduğu bir ortam. Hacer, kendince imkânsız olmasına rağmen tevekkül ederek, umut ederek, bunda bir hayır olduğu olasılığını seçerek "imkânsızı" hem zihninden hem kalbinden sildi.

Aynı zamanda bu kıssa bize şunu da anlatıyor: gördüklerimiz bizi aldatmasın! Hacer, devasa kumların altında devasa su akiferlerinin olduğunu bilemezdi. O, niyetine ve inancına göre seçimlerini yaptı ve bugün bile en çok anılan hikâyenin başrolünü oynuyor.

Değinmek istediğim bir mevzu da Hz. Hacer'in iki dağ arasında yedi kez koşması. Belki kimilerine bu saçma gelebilir; fakat o, bulunduğu durumda ve imkânlarına göre elinden gelenin en iyisini yapmayı seçti. "Belki buradan geçen bir kervan görürüm" diye, "oğlumu da yalnız bırakamam, onu boşuna yük edip kuvvetimi gereksiz harcamayayım" diye düşünerek gidip geldi; bir şeyler yaptı, gayret ve çaba gösterdi. Bu bana "harekette bereket vardır" deyimini ve "her zorluktan sonra bir kolaylık vardır" ayetini çağrıştırıyor — aynı zamanda "just do it"i!

Sanırım biz, rivayetleri ve Kur'an'ı hikâye gibi okuyup geçmeyip bize verdiği hayat dersleri hakkında düşünür ve akledersek, doğu ve batı akımlarına ihtiyaç duymayız. Daha verimli, daha duyarlı birer birey olarak kendimizi geliştirir; daha refah ve adil bir toplum hâline gelebiliriz.

Tasavvuf ehline göre: Önce gayret, sonra tevekkül

Tasavvuf ehline göre de Zemzem'in en büyük sırrı, suyun kendisinden önce niyettedir. Su, Allah'ın rahmetini taşıyan bir vesiledir; niyet ise kalbin yönelişidir. Bu yüzden birçok mutasavvıf şöyle der:

"Kalp nasıl dolarsa, dua da öyle yükselir."

Hz. Hacer'in yedi kez Safa ile Merve arasında koşması da tasavvufî yorumlarda boşuna değildir:

  • Önce gayret…
  • Sonra tevekkül…
  • En sonunda ise Allah'ın lütfu gelir.

Bu nedenle Zemzem sadece susuzluğu gideren bir su değil, kulun Rabbine güveninin ve umudun sembolüdür.

Son bir rivayet

Ellerinde bir bardak su tutan kişi
Bir yudum su, bir dua kadar sessiz.

Zemzem hakkında daha birçok rivayet mevcut; ben bir tanesini daha paylaşarak bu yazımı sonlandırmak istiyorum. Sahabeden Abdullah bin Abbas'ın Zemzem içerken Peygamberimiz'den öğrendiği ve İslam âlimleri arasında yaygınlaşan dua şöyledir:

"Allah'ım! Senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifa diliyorum."

Bu dua, yüzyıllardır milyonlarca Müslüman tarafından Zemzem içerken okunmaktadır. Tüm kalbiyle inanarak yapılan duaların, hem Rabbimizin katında hem de kuantum alanında, mekanik olarak yapılan dualara nazaran çok daha büyük etkisi vardır.

Bilimsel tarafı için

Zemzem'in jeolojisi, mineral yapısı ve neden tükenmediği üzerine yazdıklarımı okumak isterseniz sizi Zemzem: 4.000 yıldır akan su yazısına davet ediyorum.